Aşk Biyolojik Mi? – Bir Kayseri Hikayesi
Aşkı İlk Kez Hissettiğim O An
Kayseri’nin o sakin akşamları, beni bazen derin düşüncelere iter. O kadar sessizdir ki her şey, zamanın nasıl geçtiğini bile anlamazsınız. Havanın serinliği, dağların gölgesi, o eski taş binalar… Hepsi bana bir şeyler anlatır, ama her zaman tam olarak ne söylediklerini çözemem. O gün, biraz da o yüzden içimde bir boşluk vardı. Bir şeyler eksikti, bir eksik parça vardı, ama ne olduğunu bilmiyordum.
O akşam, Kadıköy’den Kayseri’ye yeni taşınmış bir arkadaşımla buluştum. Melis, biraz geçerli bir mazeretle gelip de beni bulmuştu. Her şeyin bir tesadüf olduğuna inanırım, ama o an sadece duygularım bana yön veriyordu. Melis’i birkaç gündür fark ediyordum aslında, ama her zamanki gibi duygularımı içimde hapsedeceğim diye düşünüyordum. Kayseri’nin soğuk akşamında, gözlerindeki sıcaklık bana farklı bir şeyler hissettirdi. Onunla buluştuğumda bir anda bir şeyler değişti; o kadar netti ki, o anın özel olduğunu biliyordum.
Bazen insan, biyolojik hislerinin bir araya gelip insanı bir noktada “Aşk bu!” diye bağırttığı anları yaşar. Ama o an, ne olursa olsun, sadece o kadar yoğundu ki, mantığımı bir kenara bırakıp bir saniye bile düşünmedim. Aşk biyolojik mi sorusunu düşünürken, belki de biyolojik bir şeyin başlangıcından başka bir şeydi.
Aşkın İlk Fırladığı Nokta: Bir Dokunuş
Melis’in elini ilk kez tutmak, bambaşka bir şeydi. Gerçekten fiziksel bir şeyler vardı ama o kadar derin bir hissiyat vardı ki, bu duygunun sadece biyolojik olmadığını düşündüm. Evet, ellerinin sıcaklığı, bana dokunuşu… Bunlar hepsi biyolojik. Ama o an hissettiğim şey, bana ait değildi. Sanki başka bir dünyadan geliyormuş gibiydi. Biyolojik mi? Bilemiyorum. Ama o an, duygusal bir uçurumun kenarında gibi hissettim.
Bana öyle bir şeyler hissettirdi ki, aşkın mantıkla açıklanamayacak bir tarafı olduğunu düşünmeye başladım. Sadece beyin kimyasallarının işlediği bir süreç miydi, yoksa bu hislerimiz çok daha derin miydi? Aşkı biyolojik bir şekilde açıklamaya çalışırken, o an her şeyin çok daha derin bir anlam taşıdığını hissettim. Belki de aşk, sadece kimyasalların dansından daha fazlasıdır.
Biyolojik Hisler Mi, Duygusal Anlamlar Mı?
Zaman geçtikçe, her şeyin hızla değiştiğini fark ettim. Birlikte geçirdiğimiz o akşamlar, sadece birbirimizin yanındayken hissettiklerimizle sınırlı değildi. Bir yandan Melis’le her görüşmemizde, fiziksel olarak birbirimize çekildikçe, bu duygunun biyolojik temelleri olup olmadığını düşündüm. İkimizin de vücutları aynı kimyasal bileşenlerle çalışıyordu, o yüzden ona dokunduğumda o tepkiyi vermem, belki sadece biyolojiydi. Ama bir başka bakış açısıyla, her bakışımızda, gülüşümüzde, sözlerimizde, başka bir şey vardı. O duygu, biyolojik olamazdı.
Sana daha önce hiç böyle hissetmiştim, Melis. O kadar derin bir bağ hissettim ki, belki de biyolojik açıklamalarımdan uzak, hayal gücümü zorlayarak bile olsa, aşkın başka bir şekliydi bu. İnsan sadece kimyasallarını, hormonlarını düşündükçe, bazen o ince çizgide kalıyor ve o an bir başka boyutta kayboluyor.
Hayal Kırıklığı ve Gerçeklik
Fakat hayatımda bir şeyler değişmeye başladığında, bu kez aşkın biyolojik tarafı, anlamını sorgulamama neden oldu. Melis’le ilişkimizde bazı şeyler sarmaya başladı. Karşılıklı hislerimizin ne kadar gerçek olduğunu anlamaya başladıkça, korkularım da büyümeye başladı. Birbirimize karşı duyduğumuz ilgi, sadece kimyasallardan mıydı, yoksa gerçekten de içimizdeki boşluğu dolduran bir şey mi vardı? O an, belki de bir biyolojik çekimden ibaret olduğu için, yaşadığım hayal kırıklığı bu kadar derin oldu.
Evet, fiziksel olarak çekilmek farklıydı ama o duygunun sadece bir kimyasal reaksiyon olmasından çok daha fazlası olduğuna inanmak istedim. Ama zamanla, o çekimin ne kadar kısa sürdüğünü ve duygusal anlamda bağ kurmanın ne kadar zorlu olduğunu görmek, aşkın sadece biyolojik olmadığını ama biyolojinin de etkisini inkar edemeyeceğimi bana hatırlattı.
Aşk biyolojik miydi? Belki de sadece biyolojik bir açıklamadan fazlasıydı. Ama o biyolojik çekim, duygusal bağlarla birleştiğinde bir anlam kazanıyordu. Hem mutlu, hem kırık, hem de belirsiz bir şekilde aşkı anlamaya başladım. Belki de aşk, biyolojik bir temele oturuyordu, ama onu yaşamak, bir insanla bağlantı kurmak, yalnızca kimyasalların işlediği bir süreç değildi.
Sonuç: Aşkın Derinliğini Anlamak
Kayseri’nin akşamında, içimi dolduran o duygularla birlikte her şey bir anlığına daha netleşti. Aşk biyolojik bir şey mi? Belki. Ama o biyolojik şey, kalbin içinde başka bir anlam kazanıyor. Bir insanla bağ kurduğunda, her şeyin, her kimyasal reaksiyonun bir anlamı olur. Aşk, sadece vücudun bir tepkisi olmanın ötesinde, insanların bir arada olduklarında, birbirlerine dokunduklarında, göz göze geldiklerinde hissettikleri bir duyguydu.
Aşkın ne olduğunu hala tam olarak bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, biyolojik de olsa, duygusal da olsa, aşkın her hali kalbinizde bir iz bırakıyor. Melis’e dokunduğumda hissettiğim şey, bu yüzden sadece biyolojik bir şey değil, bambaşka bir deneyimdi. O an, bir kimyasal reaksiyonun ötesinde, başka bir anlam kazandı.
Kayseri’nin soğuk akşamlarında, o hisle birlikte bir şeyin daha farkına varıyorum: Aşk, her zaman biyolojik olmayabilir, ama onun her halini hissetmek, hayatı daha değerli kılabilir.