İçeriğe geç

Anayasanın 18 maddesi nedir ?

Anayasanın 18. Maddesi: Hukukun ve Adaletin Neredeyse Kaybolduğu Bir Alan mı?

Anayasanın 18. Maddesi: Gerçekten İnsan Haklarının Teminatı mı?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 18. maddesi, kişilerin hürriyetinin ve güvenliğinin korunmasını, keyfi tutuklama ve gözaltılara karşı koruma sağlamayı amaçlayan bir düzenleme olarak öne çıkar. Ancak, bu maddeye dair uygulamaların tarihsel olarak tartışmalı bir hal alması, söz konusu düzenlemenin ne kadar etkili olduğu konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Anayasa’nın 18. maddesinin yazılı metni güzel bir hukuk normu gibi görünebilir; ancak pratikteki uygulamaları, bu maddeyi neredeyse hükümsüz kılmaktadır. Hükümetler değiştikçe, sistematik olarak ihlallerin arttığı ve adaletin “kayıp” olduğu bir dönemde, 18. madde sadece kağıt üzerinde kalmakla mı kalıyor, yoksa gerçekten işlevsel bir koruma sağlıyor mu?

18. Maddenin Temel Hedefi ve Yazılı Anlamı

Anayasanın 18. maddesi, “kişinin hürriyetine ve güvenliğine dokunulamaz” diyen bir temele dayanır. Bu madde, kişilerin tutuklanmalarını ve gözaltına alınmalarını, yalnızca belirli koşullar altında ve yasal prosedürlere uygun şekilde yapılabilir bir durum olarak düzenler. Burada, bireylerin özgürlükleri, temel insan haklarıyla güvence altına alınmış olur. Her bireyin, keyfi tutuklamalardan, zalimce muamelelerden veya işkenceden korunması gerektiği vurgulanır.

Ancak, maddeyi sadece yazılı metne bakarak anlamak yanıltıcı olabilir. Zira bu anayasal garanti, ne yazık ki günlük hayatın pratiğinde işlevsel olmaktan uzak bir şekilde uygulanmaktadır. Anayasanın 18. maddesinin vaadettiği “özgürlük” ve “güvenlik” artık, devletin takdirine bırakılan bir lükse dönüşmüş gibidir. Bir insanın özgürlüğü, yalnızca kağıt üzerinde korunuyor ve bir kişinin gözaltına alınması ya da tutuklanması çok kolay hale geliyor.

Uygulamadaki Zayıf Noktalar

Bu maddede belirtilen güvenlik ve özgürlük haklarının ne kadar ihlal edildiği, Türkiye’deki son yıllarda yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerle açıkça gözler önüne serilmiştir. Özellikle “keyfi tutuklamalar” ve “işkenceye varan kötü muameleler” gibi pratik sorunlar, Anayasa’nın 18. maddesinin yetersizliğini gün yüzüne çıkarmaktadır. 2016’daki darbe girişimi sonrası, olağanüstü hal (OHAL) döneminde yaşanan gözaltı ve tutuklamalar, hukuk dışı işlemlerle insanların temel haklarının ihlaline yol açtı. Peki, bu durumda anayasanın 18. maddesi ne kadar geçerli oldu?

Devletin, insanları gözaltına alırken en temel yasal hakları ihlal etmesi, 18. maddenin içini boşaltmış oldu. Savunma hakkı, yakınlarına bilgi verilme, adil bir yargılama gibi en temel insan hakları, genellikle göz ardı edildi. Bu, anayasanın 18. maddesinin pratikte ne kadar boş bir söyleme dönüştüğünün en acı örneklerinden birisidir.

Keyfi Uygulamalar ve Adaletin Zedelenmesi

Bir diğer önemli eleştiri, 18. maddede yer alan “keyfi” kavramıdır. Hangi durumların keyfi sayılacağı, büyük ölçüde yargı organlarının takdirine bırakılmıştır. Bu durum, pratikte büyük bir belirsizliğe yol açar. Hukukun üstünlüğü ilkesine sıkı sıkıya bağlı olan bir anayasa düzeni için, keyfi tutuklamalar ve gözaltılar, ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Peki, bu durum anayasanın 18. maddesini, hükümetin ve devletin elinde bir “arac”a dönüştürmüyor mu? İnsan hakları, bazen sadece içeriği değiştirilmiş bir devlet pratiğine dönüştürülmüyor mu?

Bir de, Türkiye’de çoğu zaman 18. maddenin koruyucu bir mekanizma olamayışının en önemli sebeplerinden biri de; devletin adalet mekanizmalarını siyasetin etkisinden arındıramamış olmasıdır. Hukuk devleti ilkesi yerleştirilemediği sürece, Anayasa’nın 18. maddesi yalnızca bir yazılı metin olarak kalacak, kimseye bir fayda sağlamayacaktır.

Sonsöz: Hukuk Devleti mi, İktidar Devleti mi?

Türkiye’de hukuk devletinin ne kadar yerleştiğini sorgulamak, en az anayasanın 18. maddesinin uygulandığı koşulları sorgulamak kadar önemlidir. Çünkü hukuk devleti ilkesi, yalnızca yasaların uygulanmasından ibaret değildir; aynı zamanda devletin denetimi, denetimsizliğin oluşturduğu adaletsizlikle mücadelesini de gerektirir. Bu bağlamda, anayasa maddeleri ne kadar mükemmel olursa olsun, gerçeklikteki adalet ve özgürlük her zaman bir adım daha geride kalmaktadır.

18. madde, insan haklarının korunmasında ne kadar güçlü bir güvence olabilir? Adalet, anayasal bir güvence olmaktan, bir siyasal oyun alanına mı dönüşmüştür? İşte asıl tartışmamız gereken bu sorular.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexperbetexpergir.net